+ Konuyu Yanıtla
1. Sayfa - Toplam 13 Sayfa Var 1 2 3 11 ... SonSon
62 Sonuçtan 1 ve 5. Sayfayı Görüyorsunuz

Konuya Cevaplar 61 Okuma 8214

Konu: Türkülerimizin Hikayeleri

  1. #1
    Özel Üye
    B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı
    B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı
    .Işık. kullanıcısının avatarı
    Giriş
    14-12-05
    Konum
    İstemediklerimin olmadığı yerde;içimde.
    Mesaj
    2,254
    Teşekkürler
    0
    17 Mesaja 20 kez teşekkür edildi
    B. Puan Gücü
    83

    Dikkat Türkülerimizin Hikayeleri

    Karadır Kaşları Ferman Yazdırır


    Karadır kaşların ferman yazdırır,
    Bu aşk beni diyar diyar gezdirir,
    Lokman Hekim gelse, yaram azdırır,
    Yaramı sarmaya yar kendi gelsin.

    Ormanlardan aşağı aşar geçerim,
    Nazlı yari kaybettim ağlar gezerim
    Ormanların gümbürtüsü, başıma vurur,
    Nazlı yarin hayali karşımda durur.

    Karadır kaşların benzer kömüre,
    Yardan ayrılması zarar ömüre,
    Kollarımdan bağlasalar demire,
    Kırarım demiri, giderim yare.

    Ormanlardan aşağı aşar giderim,
    Nazlı yari kaybettim,ağlar gezerim,
    Ormanların gümbürtüsü, başıma vurur,
    Nazlı yarin hayali karşımda durur.

    Uzaklara gittim,gelirimdiye,
    Tabancamı doldurdum vururum
    Hiç aklıma gelmez ölürüm diye,
    Ölüm ver Allahım ayrılık verme.

    Ormanlardan aşağı aşar giderim,
    Nazlı yari kaybettim,ağlar gezerim,
    Ormanların gümbürtüsü, başıma vurur,
    Nazlı yarin hayali karşımda durur.

    Üç güzel oturmuş karaya bakmaz,
    İnsan sevdiğini dilden bırakmaz,
    Hey Allahtan korkmaz, kuldan utanmaz,
    Gönül defterinden sildin mi beni.

    Ormanlardan aşağı aşar giderim,
    Nazlı yari kaybettim,ağlar gezerim,
    Ormanların gümbürtüsü, başıma vurur,
    Nazlı yarin hayali karşımda durur.

    TÜRKÜNÜN HİKAYESİ

    Karadır Kaşların Ferman Yazdırır türküsünün kahramanı MUSTAFA TUNA ile 14 ARALIK 2002 tarihinde SEYİTGAZİ ‘deki evinde DSP Eskişehir Milletvekili NECATİ ALBAY ile birlikte yaptığım söyleşi...Mustafa TUNA ,astım hastası..Zor nefes alıyor,arada bir yanındaki astım ilacı aletinden nefes çekiyordu. Zaman zaman konuşurken zorlandı.

    -Sayın Mustafa Tuna yıl 1944...Siz Seyitgazi’lisiniz, komşu kızına tutuluyorsunuz. Ama babanız evlenmenize karşı çıkıyor. Neden?

    -Kızın babası Rum'dan dönme idi Babam ‘Ben soyuma Rum kanı katmam’ diye itiraz etti. Kanımıza karışmasın dedi. Belki de isabetliydi. Düşüncesi öyleydi. Ama gönül ferman dinlemediği için, biz kızı kaçırmak zorunda kaldık.

    -Nasıl ve kiminle kaçırdınız?

    -Arabacı Raşit vardı. Arkadaşımdı. Kız nişanlanınca, biz Raşit’in arabasıyla kaçırmaya karar verdik. Benim aracı kadınlarım vardı. Haber getirip götüren... Onlardan kızın ertesi gün çeşmeye geleceğini öğrendim. Bir yandan da kızın kına hazırlığı var. Bu iş bitiyor, biz bunu önleyelim dedik. Kızın eviyle, Kuruçeşme arasında dar bir sokak var. Arabayı sokağın başına çektik. Birgün önceden de atları nallatmışız. Herşey hazır. Kız testileri su doldurup, omuzuna almış. Sokak dar kaçacak-göçecek yer yok. Sabahın da körü... Saat 7-8 gibi. Kızı yakaladım. Duvara çarptım. Omuzundaki su testileri kırıldı. Kucaklayıp arabaya attım. Atları kırbaçladık. Yola koyulduk. Kalabalık bir gündü. Arabacı yolu şaşırdı. Planladığımız yola gitmedi. Eskişehir yoluna saptı. Zaten arabacı Raşit saralıydı. Nöbeti tuttu, titriyor. Kız bağırıyor. Bir elimle kızın ağzını kapatıyor, ötekiyle Raşit’i tutuyorum. Yuları kavrayıp, atların sırtına bineceğim ama, bu defa ötekiler arabadan düşecekler. Atlar başı boş koşuyorlar. Aniden bir de karşıdan kamyon çıktı. Eskişehir tarafından geliyor. Kamyonu gören atlar ürktü, anayoldan çıkıp, orman yoluna saptı araba.

    -Ve ormanların gümbürtüsü başladı. Hangi ormandı bu?

    -KIZILTEPE ORMANI diyoruz. Şu karşıdaki orman, Eskişehir yolunda. Atlar ormanın içine daldı. O arada millet de peşimize düşmüş... Jandarma süvarisi bir yandan çevirdi; kızın nişanlısının akrabaları öte yandan. Üstümüze geldiler. Nihayet arabayı çevirdiler. Teslim olmak zorunda kaldık.

    -Alıp götürdüler sizi...

    -Götürdüler, tevkif ettiler..27 gün yattım. Sorgu hakimi samimi bir arkadaşımdı. Ben o zamanlar Halkevi çalışmalarına katılıyorum. Oradan tanışıyoruz. Beni hapishane bahçesinde volta atarken görmüş, işaret etti bana. ‘Hayrola n’apıyorsun orada?’ diye sordu. Ben de ellerimi üstüste çaprazlayıp, tevkif edildim dedim. Gardiyanı gönderdi ‘yaz, tahliyemi istiyorum de’ dedi. Yazdım, imzaladım. ‘Sen aşağı in. Şimdi seni bırakacaklar’ dedi. Aşağı indim, beni tahliye ettiler. O zaman sorgu hakiminin yetkisi vardı. Ben tahliye oldum. Ama mahkeme devam ediyor. Dosya ağır cezaya, Eskişehir‘e gönderildi. Duruşmaya çağırdılar. Mahkemeye gittim. İlk duruşmada beni tevkif ettiler.

    -Suç kız kaçırma tabii ki ?

    -Evet evet. 431’e 62 inci madde gereğince dava açıldı. Mahkeme devam ediyor. İkinci duruşmaya kardeşimle babam, RAZİYE’yi de getirdiler.

    -Babanız araya girdi yani?

    -Evet, babam araya giriyor, kızın ifade vermesini istiyor. Alıp mahkemeye kızı getiriyorlar. ‘Ben gönlümle gittim. Beni kaçıran olmadı. Yaşım küçüktü,beni zorla evermek istediler, ben de Mustafa’ya rızamla kaçtım. Zorla filan götürülmedim.’ Bunlar zapta geçti. Savcı itiraz etti: ‘Kızın yaşı küçük, tanıklığı geçerli değil‘ dedi. Ben de ‘Sayın yargıç, akit kişiyi reşit kılar. O zaman küçüktü ama, olay olmuş. Kişi reşit sayılır ‘ dedim. Beraatimi ve tahliyemi istedim. İçeri girdiler, bir saat kadar kaldılar. Sonra kararı açıkladılar. Bir seneye mahkum edildim. Yalnız bu arada bir şey anlatmam gerek KARAKULAK diye biri var Seyitgazi’de... Varsıl. Benim onunla bir meselem var. Ben ilk 27 gün yatıp çıktığımda, peşime adam takıyor...Beni vurdurtmak istiyor. Adamın birine yüz lira veriyor. O da benim arkadaşımdı. Gelip bana durumu anlattı. Biz o yüz lirayla,gidip güzel bir rakı içtik. Sonra Karakulak’ı yolda çevirip rezil ettim. Beni vurdurtmak için verdiği yüz lirayla içki içtiğimizi söyledim. Boynuma sarıldı, gönlümü aldı. Dayı yeğen olduk. Aramız iyileşti. Ama sonradan öğrendim ki, bir senelik tevkifatımda onun parmağı var. Benim ceza almam için mahkemeyi etkilemiş. Yıl 1944, tek parti dönemi...Bu tür şeyler kolay oluyordu. Velhasıl biz bir yıl yatacağız. Ben temyiz ettim, fakat savcının kızı da mahkeme kaleminde memur olarak çalışıyor. Kayıttan geçirdiğim dilekçeyi, temyize göndermiyor. Ama dilekçenin tarih ve numarası elimde var. Bana karar tebliğ ediliyor, bakıyorum temyiz isteğim yok...Yazmamışlar. İtiraz ettim. Elimdeki tarih-numarayı gösterdim. Zaten tahliyeme iki ay kalmış. Gardiyana on lira verdim, yeni yazdığım dilekçeyi bakanlığa gönderdim. Tahkikat açıldı, müfettiş geldi. Haklı çıktım ama, bir sene yattım.

    -Siz bu arada olayı türküye mi döktünüz?

    -Ben Seyitgazi’deki ilk yirmi yedi günlük hapisliğimde, sazla türküyü söylemeye başlamıştım. Hapishaneden, dışarıya taştı türkü... Bütün Eskişehir’in dilinde. Öyle meşhur oldu ki türkü, Eskişehir yıkılıyor. Hapishanede berber Gazi vardı, idamlık. Seyitgazi’den. O beni koruyor. Kimse bana dokunamıyor hapishanede. Tatarlar var. "Leylalar" diye bir türkü söylüyorlar. Cümbüşün bini, bir para. Bizim türkü de her tarafa yayıldı. Ben günümü tamamlayıp çıkacağım sırada, Hakkı Efendi, yani kızın babası haber gönderiyor, "tahliye olduğunda doğruca bizim eve gelsin görüşelim" diyor. Ama babam kabul etmiyor. Ben babamı karşıma alıp da onlara gitmedim.

    -Yani görüşmediniz...

    -Ben kızla görüşüyorum, ama babasına gitmedim. Hatta hiç unutmuyorum, aracılar vasıtasıyla kız bana bir çevre göndermişti. Baktım olmayacak, babam reddediyor, 1948‘de terk-i diyar eyleyip, Ankara’ya gittim. Orada iş bulup çalıştım. İnşaatlarda çalıştım, taşeronluk yaptım.

    -Eşiniz Hikmet Hanımla nasıl tanıştınız?

    -Benim çalıştığım insanların akrabası idi. Her zaman görüyordum. Kısmetmiş, istettim evlendik.

    -Şimdi şunu öğrenmek istiyorum 'Karadır Kaşların Ferman Yazdırır Türküsü' bu anlattığınız yaşam öykünüzün yansıması mı? Yani size ait değil mi?

    -Bestesi de güftesi de bana ait.

    -Başka türkü yaktınız mı?

    -Şiirlerim çok, ama başka türküm yok.

    -Bu türkü çok tutuldu. Herkes kendinden bir parça buluyor bu türküde... Öğrenmek istiyorum ‘Karadır Kaşların Ferman Yazdırır’ ne demek sizce?

    -Yani hatıra yazdırıyor demek.

    -Kaşları kara mıydı?

    -Karaydı, çok da güzeldi rahmetli canım ...(Burada Mustafa Tuna’nın gözleri doluyor... Ağlamaklı oluyor)

    -‘Bu aşk beni diyar diyar gezdirir’...

    -Gezdirdi, uzun yıllar gurbette yaşadım. Yirmi iki yıl Seyitgazi’ye hiç gelmedim...

    -‘Lokman hekim gelse, yarem azdırır’...

    -Çare yok yani...

    -Çare yok ‘Yaremi sarmaya yar kendi gelsin’

    -Çok sözleri var türkünün ...Ama unutmuşum.

    ‘Anası Ümmü de babası Hakkı,
    Bizi ayırmaya var mıydı hakkı,
    Kuruçeşme suyu çağlayıp akar,
    Anası çıkmış da yollara bakar.’

    -Anasının adı Ümmü, babasının adı da Hakkı mıydı?

    -‘Ormanların gümbürtüsü başıma vurur, Sevdiğimin hayali karşımda durur.’ ne demek?

    Atlar ormana girdi ya...Onu kastediyorum.

    -‘Kızıltepe ardıçları sallanır, Birgün evvel atlarımız nallanır’. Bir gün evvel Raşit atları nallatıp, arabayı hazırlamış yani...Öyle mi?

    -Evet evet...Kızıltepe ormanı da Eskişehir yolu üzerindeki orman...

    -Sonra Hikmet Hanımla evlendiniz. Siz mutlu oldunuz, karşı tarafın durumu n’oldu?

    -O çok üzgün öldü canım...

    -Yakında mı öldü?

    -1989’ın 21 Temmuz’unda öldü. Şu şiirle andım ben..

    ‘Açmış kollarını kara toprak,
    Seni bağrına basmak için,
    Niçin niçin niçin,
    Çektiğin ızdıraplar için.’

    (Sözün burasında Necati Albay, araya giriyor.)

    -Mustafa Abi, senin türküde unuttuğun yeri ben hatırlatmak istiyorum.

    ‘Dolana dolana geldim bacana,
    Çay mı demletirsin Kadir kocana,
    Danıştın da mı geldin Sultan Elif Hocana
    Ölüm ver Allahım, ayrılık verme’

    -Bunlar kim?

    -(Necati Albay) Kadir evlendiği adam, Sultan Elif de , Demirci Guru Memed’in kardeşi, aracılık yapıyormuş.

    -Benim yirmiyedi günlük hapisliğimde düğün yapıldı, evlendi. Altı ay, bir sene kocasıyla kaldı. Benim için ifade verdikten sonra, kocasının evine gitmedi, babasının evine döndü. İşte o zaman babası hapisten çıkınca doğru bize gelsin dedi. Resmen boşanmamışlardı; ayrıydılar. Babam da rıza göstermeyince ben buraları terkettim.

    -Ne zaman terkettiniz; kaç yıl sonra döndünüz Seyitgazi’ye?

    -1948 yılında terkettim; 1975 yılında döndüm. Çocukların çoğu gurbette doğdu.

    -(Necati Albay) Babasıyla küsken arada bir ‘Köylü Gazetesi’ gönderirdi Seyitgazi’ye. Beni de aralarına alırlardı, babası Ahmet Amca bana okuturdu gazeteyi. Mustafa Abi’nin haberini öyle alırdık.

    -Mustafa Bey, siz uygar bir insansınız, türkü yakanların duygusallığı fazladır. Hayatını o türküye bağlar, etkisinden kurtulamaz. Ama siz bunları aşmışsınız. Mutlu bir evlilik yapmışsınız. Meslek edinmişsiniz. Yetişkin çocuklarınız var. Yaşamda başarılısınız. Ama burada benim öğrenmek istediğim şey şu; kızı başkasına zoraki vermeleri, babanızın da itirazı mı sizi etkiledi? Olayın nedeni bu mu yani?

    -Evet.

    -Kız ile sonra hiç karşılaştınız mı?

    -Kocası öldükten sonra bir iki karşılaştık. Ailesiyle sürekli görüşüyoruz. Tabii konu hassas olduğu için kimse üstüne gitmiyor.

    -Mustafa Bey, peki bu türkü burada, Seyitgazi‘de doğmuş, Zonguldak’a nasıl maledilmiş?

    -Vallahi bilmiyorum ki...

    -(Necati Albay) Ağabey benim hatırımda kalan şu; ben sana hatırlatayım da sen ne dersen de... Bu türküyü sen Zonguldak’ta çalışırken, hani orada bir yerde çalışmışsın ya!

    -Bartın’da ...

    -Hah!. Oralarda çalışırken, Zonguldak türküsü diye verdin. Buraya maledilmesin, aileler üzülmesin diye. Benim hatırladığım, 1975’te sen buraya döndüğünde seninle konuştuk. O zaman sen bana böyle anlattın.

    -Bu hastalık bende unutkanlık yaptı. Birçok şeyi hatırlayamıyorum. Türkünün çok sözünü de unuttum. Hatıra defterim vardı. Onu da yaktım.

    -Şimdi işi yerine oturtmak gerek. Bu türkü Seyitgazi’li iki gencin yaşadığı olay üstüne yakılmış. Olayın taze olması nedeniyle kimi ayrıntılar gizlenmiş. Ama artık olan olmuş, ölen ölmüş... Gerçek neyse ortaya çıksın. Türkü de doğduğu yere maledilsin.

    -Elli altmış sene geçti aradan. Ben yazdığım şeyleri hatırlamıyorum

    -Bartın’da ne iş yaptınız?

    -Tapu Kadastro’da çalışıyordum. Geçici görevle gittim. 1950’li yıllar olsa gerek.

    -Mustafa Bey, bu bir fikri ürün. Araba üretmek, tarlada bir şey yetiştirmek gibi... Fikir üretimi... Size ait olan bu ürünü başkaları sahiplenmiş. Hem de siz sebep olmuşsunuz. Allah gecinden versin size bir şey olsa, bina mal-mülk geçer gider. Ama bunlar kalıcıdır. Bunlarla anılırsınız.

    -İşte bilmiyorum gayri... Benim adıma bir şey kaydettirmedim. Kimse üzülsün istemedim

    (Necati Albay elindeki dizeleri okuyor.)

    ‘Minareye çıkıp bize baktılar,
    Arkamıza candarmayı taktılar,
    Arabada sarılıp da yattılar,
    Ölüm ver Allahım ,ayrılık verme.’

    -Necati Bey daha iyi biliyor. Halka malolmuş. Ben unutuldum artık, halkın oldu türkü.

    -Necati Bey, siz bir ay öncesine, yani 3 Kasım 2002 seçimlerine kadar DSP Eskişehir Milletvekili idiniz. Benim de çok eski bir arkadaşımsınız. Bana da bu türküyü araştırmam için cı oldunuz. Anlaşılıyor ki, ‘Karadır Kaşların Ferman Yazdırır’ türküsü, doğduğu yere mal edilmemiş. TRT kayıtlarında Zonguldak görünüyor. Oysa olay burada, Seyitgazi’de geçmiş. Sizin de çocukluk anılarınızda yeri var. Bana bu türkünün bu bölgeye ve Mustafa Bey’e ait olduğunu nasıl açıklayabilirsiniz?

    -Şimdi Yaşar’cığım, Mustafa Abim, benim çok sevdiğim birlikte olduğum, beraber gün geçirdiğim bir kişi. Mustafa Abi yetişme çağında, Seyitgazi’yi terketti gitti. Nedeni bir kız kaçırma olayıdır. Mustafa Abi’nin babası ile de yakınlığım vardı. Zaman zaman bir araya geldiğimizde, 'Ah oğlum, benim bir oğlum var, şimdi buralarda değil’ der iç geçirirdi.

    -Bu olaya müdahalesinden ötürü üzüntü duyar mıydı?

    -Duymaz mıydı? Ben gerçekten Mustafa Abi’yi çok merak ederdim. Onu tanımamıştım. Ama Ahmet Amca’nın anlatımından biliyordum. Nerede olduğunu bilmezdim. Ama zaman zaman ondan ‘Köylü Gazetesi ‘ gelirdi. Kahvede oturan ihtiyarlara gazeteyi okurdum. Yani benim bu aileyle böyle bir yakınlığım vardı. Bu Köylü Gazetesi, Ahmet Amca ile oğlu arasında ve bizler arasında bir iletişim aracıydı. Sonra aradan yıllar geçti, sanıyorum 70’li yıllardı. Mustafa Abi emekli oldu. Seyitgazi’ye geldi. Tanıştık. Bu şimdi içinde bulunduğumuz evleri yaptırdı. Buraya yerleşti. Dostluk öyle başladı.

    -Bu türkünün ona ait olduğu konusu...

    -Bu türkünün ona ait olduğunu bilmeyen yoktur Seyitgazi’de... Türkünün sözlerinde geçen yerler de Seyitgazi’nin yer adlarıdır. Örneğin Kızıltepe, Eskişehir’den Seyitgazi’ye gelirken yol üstünde gördüğümüz tomruk yığılı tepenin adıdır. Ve de ardıçlar vardır. ‘Ardıçlık’ denir. Bu da geçiyor türküde. Kızıltepe’nin altında deve yolu vardır. ‘Develerin gümbürtüsü’ diye geçiyor. Eskiden deve kervanları bu yoldan geçerdi. Boyunlarında çanlar vardı. ‘Develerin gümbürtüsü , başıma vurur’ lafı da budur. Yani ‘Derelerin gümbürtüsü’ değil...’Develerin gümbürtüsü’ dür o. Ve bu da Kızıltepe’nin yanından geçen deve yoludur. Kahramanları belli olan ‘Karadır Kaşların’ türküsü Seyitgazi’de yaratılmış bir türküdür. Ama Mustafa Abi bunu kimseye zarar vermemek için geçici olarak çalıştığı Zonguldak’a maletmiştir. Çünkü aileler rencide olsun istemiyordu. Kız evlenmişti. Çocukları vardı. Böylece türkü oradan halka maloldu. Her Seyitgazi’li bu türkünün olayını bilirdi. Vaktiyle bu türkü radyodan çalınırken, Seyitgazi’liler olaya duydukları saygıdan ötürü radyolarını kapatırlardı. Yani sözün kısası bu türkü sazıyla, sözüyle Seyitgazi’lidir. Mustafa Abi’nin yaşam öyküsüdür.

    -Peki Mustafa Bey sizin eğitiminiz neydi?

    -Burada Seyitgazi’de o zaman ortaokul yoktu. İlkokulu burada bitirdim, Kalecik‘te ortaokul diploması aldım. Tapu Kadastro’ya girdim. Orada tekamül kurslarına devam ettim. Kademe kademe ilerleyip, tapu müdürlüğünden emekli oldum.1921 doğumluyum.

    -Mustafa Bey sizi bu hasta halinizde epeyce yorduk. Çok teşekkür ederim. Ama önemli bir saptama yaptığımıza inanıyorum. Eğer izin verirseniz, türkünün kimliğinin değişmesi için gerekli girişimleri yapacağım. MESAM ve TRT’ye bu anlattıklarınızı aktaracağım. Türk Halk Müziğimizin önemli ürünlerinden biri olan Karadır Kaşların Ferman Yazdırır türküsünün’nün asıl kaynağına, yani SEYİTGAZİ’ye ve şahsınıza kaydedilmesi için çaba göstereceğim.

    -Kimseye zarar gelsin istemiyorum. Hatta kızın adı hiç geçmese iyi olur. Gerisi size kalmış, n‘aparsanız yapın.

  2. #2
    Özel Üye
    B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı
    B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı
    .Işık. kullanıcısının avatarı
    Giriş
    14-12-05
    Konum
    İstemediklerimin olmadığı yerde;içimde.
    Mesaj
    2,254
    Teşekkürler
    0
    17 Mesaja 20 kez teşekkür edildi
    B. Puan Gücü
    83

    Varsayılan

    Misket


    Güvercin uçuverdi
    Kanadın açıverdi
    Elin oğlu değil mi
    Sevdi de kaçıverdi

    A benim aslan yarim
    Duvara yaslan yarim
    Duvar cefa götürmez
    Sineme yaslan yarim

    Güvercinim uyur mu
    Çağırsam uyanır mı
    Yar orada ben burda
    Buna can dayanır mı

    A benim hacı yarim
    Başımın tacı yarim
    Eller bana acımaz
    Sen bari acı yarim

    Caminin müezzini yok
    İçinin düzeni yok
    Çok memleketler gezdim
    Misget'ten güzeli yok

    Daracık daracık sokaklar
    Misget şeker topaklar
    Pul pul olsun dökülsün
    Seni öpen dudaklar

    Caminin ezan vakti
    İçinin düzen vakti
    Ben Misget'i yitirdim
    Sonbahar gazel vakti

    Gökte yıldız sayılmaz
    Çiğ yumurta soyulmaz
    Üçer avrat almayan
    Hiç erkekten sayılmaz

    TÜRKÜNÜN HİKAYESİ

    Yıllar yıllar önce zamanın birinde köylerden birinde bir delikanlı ile bir kiz severler birbirlerini. Delicesine bir sevdadir bu ama oraların ağası genç kıza göz koyar, benim olacaksin der, malum ağadir, soz söylese sözünün üstüne kelam olmaz, lakin delikanlı sevmektedir kızı ve dikilir ağanın karşısına, benim yavuklumdur ağa, yaretmem onu sana der, ağaya meydan okur. Kızın gözlerinin önünde ağa ile delikanlı inerler köy meydanına, kızın içi içini yemektedir. Ağa ile delikanlı karşı karşıya çekerler kınlarından bıçaklarını, dururlar cenge, dönerler bir etraflarında, bir de palazlanırlar karşılıklı, lakin yufka yurekli ağa delikanlıya döner ve " Sen bu kıza olan sevdan için benim karşıma çıkacak yurekliliği gösterdin, tez gidin yapın düğününüzü sen oğlumsun o da kızımdır bundan sonra" der babacanlik gosterir ve yeniden kızın evinin olduğu yokuştan yukarı doğru çıkmaya başlar arkasından da delikanlı gelmektedir. Fakat kızın gözüne ilk gözüken ağadır.Sevdiği gencin ağa tarafından katledildiğini sanan kız intihar eder dayanamayacağını düşünerek bu acıya, tüm köy ağıt olur tufan olur, delikanlı bitap ağa ise helak olur. Boyle buruk bir hikayedir misketin hikayesi.

    Misket oyunu delikanlı ile Ağa'nın karşılıklı dövüş öncesi ortada dönmelerinden öykünmüştür. Misket ise uğruna dövüştükleri güzel kızın ismidir.

  3. #3
    Özel Üye
    B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı
    B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı
    .Işık. kullanıcısının avatarı
    Giriş
    14-12-05
    Konum
    İstemediklerimin olmadığı yerde;içimde.
    Mesaj
    2,254
    Teşekkürler
    0
    17 Mesaja 20 kez teşekkür edildi
    B. Puan Gücü
    83

    Varsayılan Türkü Hikayeleri

    Cabur Dağdan Kuş Geliyor


    Cabur dağdan kuş geliyor
    Mavzer sesi hoş geliyor
    Bölük bölük giden asker
    Geri dönmüş boş geliyor

    Yazık oldu genç yaşına vay
    Memedim Aslan Memedim
    Memedim Civan Memedim
    Dağlarda ceylan memedim

    Cabur dağın mağarası
    Şen olsun Urfa Kalası
    Bir yanını dert çürüttü
    Bir yanı mavzer yarası

    Cabur dağda bağ olur mu
    Kara yazı ağ olur mu
    Bunca sene gurbet gezen
    Yüreğinde yağ olur mu

    TÜRKÜNÜN HİKAYESİ

    Arap Reşo Urfa'nın Bekkapısı'nın şenigi Arap Halil'in oğludur. Arap Reşo Fransız harbi sıralarında (1920) yetişen gözü pek bir gençti. Kaysılardan Kör Asnan (İsmail) isminde de çok can ciğer bir arkadaşı vardı. Arap Reşo ve arkadaşı gençliğin verdiği heyecanla iş verdiği birkaç olaydan dolayı meşhur olmuşlardı. Adam döver, yol keserlerdi. Arap Reşo'nun Açıksı civarında Cabır adında meşhur bir bahçesi vardı, bu bahçede akan çay, havuz meyve çeşitleri vardı. O civarda bu bahçe ün yapmıştı. Bahçenin bitişiğindeki arazi Şeyhanlar aşiretinden Hacı Şeyho'nundu. Arap Reşo'nun davarları devamlı Hacı Şeyho'nun tarlasına girer bu yüzden de zaman zaman aralarında tartışmalar olur tekrar barışırlardı. Yine bir gün Ali Saip isminde Arap Reşo'nun arkadaşı olan biri Cabır'a davetlidir. Ali Saip bilgili, kültürlü biridir fakat çok içki içer, içince de kendini dağıtan ve sağa sola olmaz olmaz küfreden biridir, Arap Reşo ile Ali Saip yemeklerini yedikten sonra içki içmeye başlarlar. O sıralarda da Arap Reşo'nun davarları Hacı Şeyho'nun tarlasına girmiştir. Hacı Şeyho haber gönderir "Davarlarınız yine bizim tarlaya girmiş ne olacak bu halimiz" der. Bunun üzerine Arap Reşo ve Ali Saip kalkıp

    Hacı Şeyho'nun bulunduğu yere gelirler.

    Hacı Şeyho o sıra oğulları gelinleri ile birlikte oturmaktadır. Arap Reşo daha konuşmaya başlamadan Ali Saip, Hacı Şeyho'ya hakaret etmeye başlar. Hacı Şeyho ne kadar alttan almaya çalışırsa Arap Reşo da işi yatıştırmaya çalışırsa da yine Saip küfretmeye devam eder. Bunun üzerine Hacı Reşo da işi yatıştırmaya çalışırsa da yine Saip küfretmeye devam eder bunun üzerine Hacı Şeyho'nun oğlu dayanamaza ve çeker Ali Saip'i orada vurur. Hacı Şeyho "Oğlum ne yaptın bizim kavgamız Arap Reşo ile sen elin adamını öldürdün" demeye kalmaz ve kendisi de silahına davranarak Arap Reşo'yu öldürür. Günlerden de pazardır. Halk bu olayı duyunca Cabır'a geldi ölenleri alıp defnettiler. Hacı Şeyho ve Arap Reşo aileleri bu olay üzerine kanlı oldular. Hacı Şeyho ve oğlu da kaçak oldular, çeşitli defalar köye baskın yapılmasına rağmen yakalanamadılar.
    Arap Reşo'nun öldürüldüğü sırada birkaç oğlu vardı, bunların en büyüğünün ismi de Mehmet'ti kendisine Arap Reşo'nun oğlu "Mehmet" derlerdi. Mehmet babasının öldürülmesinden sonra kimseyle pek görüşmez bir köşeye çekilir ağlardı. Velhasıl çok içli bir çocuktu. Aradan bir sene geçip geçmedi Hacı Şeyho'nun bir oğlunu öldürdü, çok geçmeden 4-5 sene içerisinde 7-8 adam öldürdü. İlk adam öldürdüğünden itibaren dağa çıktı.

    Hükümet kuvvetleri devamlı kendisini arıyordu. 1956-57 senelerinde Urfa'da Vali olarak Kadri Eroğlu görev yapmaktaydı, 1957 de ise Hacı Tevfik Belediye Başkanı seçildi. Hacı Tevfik Arap Reşo'gilin kirvesiydi ve Mehmet'i çok severdi. Bir müsademede yaralanan Memed'i doktora götürmüş ve tedavi olmasını sağlamıştır. Mehmet de Hacı Tevfik'i çok sever ve sayardı.
    Birgün Mehmet arkadaşlarıyla içki içerken paraları kalmaz arkadaşları Mehmet'e gidip Hacı Tevfik'ten para almasını söylerler. Tabi Mehmet bunu kabul etmez. "Ben nasıl sevdiğim saydığım birinden gidip para alayım" der. Arkadaşları Mehmet'e biraz daha içki içirirler ve çok ısrar ederek Hacı Tevfik'ten para istemeye göndedirler. Mehmet arkadaşlarıyla birlikte Hacı Tevfik'in evine gider ve Hacı Tevfik'i kapıya çağırır Hacı Tevfik o gece geç vakitte yatmıştır. Gözünü ovalaya ovalaya kapıyı açar bakar ki Mehmet gelmiş. İçeri buyur eder. Mehmet kabul etmez. İçkinin verdiği tesirle sertçe para ister. Hacı Tevfik, Mehmet'in içkili olduğunu anlar hoş görür. Peki Mehmet der üzerimde yok içeri gidip sana para getireyim der. Hacı Tevfik çok zengin, fakir fukarayı kollayan, bonkör biridir, vereceği para kendisi için pek önemli bir para değildir. İçeri gireceği sırada beline toplanan giysisini içeri sokmak için elini beline götürür. Mehmet'te zanneder ki Hacı Tevfik silaha davranıyor, kendisi daha atik davranarak silahını ateşler ve Hacı Tevfik'i orada öldürür. Hacı Tevfik, Urfa halkı tarafından çok sevilen ve sayılan bir kişiydi, Mehmet tarafından öldürülmüş olduğunu duyan halk "Mehmet'in ettiği kırkı geçti" demeye başladı ve tutulmasını istedi. Fakat defalarca kuşatılmasına rağmen bir türlü yakalanamıyordu.

    O sıralar elektrik düzenli olarak yanmadığı için devlet yakalanabilmesini için tellal ve bekçilere mahallelere göndererek şu ilanı yaptırdı. Kim ki Arap Reşo'nun oğlu Mehmet'in yerini bildirirse, ona elli bir lira mükafat var. Aradan Reşo'nun oğlu Mehmet'in yerine bildirirse, ona elli bir lira mükafat var. Aradan birkaç gün geçmeden yeri tespit edildi. Vali Kadri Erdoğan Askeri kuvvetle Cabır yakınlarındaki gizlendiği mağarayı sardılar ve Mehmet'i yakaladılar. Mehmet'in atına Kadri Erdoğan binmiş ve Mehmet'i de elleri atın kuyruğuna bağlı olarak şehre getirdi. Mehmet yargılama sonucu idama mahkum edildi ve Adana da idam edildi. İşte "Cabır dağdan kuş geliyor" türküsü Arap Reşo'nun oğlu Mehmet üzerine çıkarıldı.


  4. #4
    Özel Üye
    B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı
    B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı
    .Işık. kullanıcısının avatarı
    Giriş
    14-12-05
    Konum
    İstemediklerimin olmadığı yerde;içimde.
    Mesaj
    2,254
    Teşekkürler
    0
    17 Mesaja 20 kez teşekkür edildi
    B. Puan Gücü
    83

    Varsayılan Türkü Hikayeleri

    Benden Selam Olsun Bolu Bey'ine


    Hey hey efeler hey...
    Benden selam olsun Bolu Beyine
    Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
    At kişnemesinden gargı sesinden
    Dağlar seda verip seslenmelidir.

    Hey hey gene de hey...
    Düşman geldi tabur tabur dizildi
    Alnımıza kara yazı yazıldı
    Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu
    Eğri kılıç kında paslanmalıdır.

    Hey hey efeler hey
    Köroğlu düşer mi yine şanından
    Çıkarır çoğunu er meydanından
    Kırat köpüğünden, düşman kanından
    Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır

    TÜRKÜNÜN HİKAYESİ

    Bolu Beyi, at meraklısı bir beydir. Atçılıkta usta olan seyisi Yusuf'u, güzel ve cins at aramak üzere başka yerlere gönderir. Yusuf günlerce gezdikten sonra, obanın birinde istediği gibi bir tay bulur. Bu tayı doğuran kısrak, Fırat kıyısında otlarken, ırmaktan çıkan bir aygır kısrağa aşmış, tay ondan olmuştur. Irmak ve göllerin dibinde yaşayan aygırlardan olan taylar çok makbüldür, iyi cins at olur.
    Yusuf, tayı sahiplerinden satın alır. Yavrunun şimdilik bir gösterişi yoktur. Hatta çirkindir bile. Ama ileride mükemmel bir küheylan olacaktır. Yusuf bunu biliyor. Sevinerek geri döner. Bey, bu çirkin ve sevimsiz tayı görünce çok kızar, kendisiyle alay edildiğini sanır. Yusuf'un gözlerine mil çektirir. Tayı da ona verir, yanından kovar. Kör Yusuf köyüne döner. Olanı biteni oğluna anlatır. Bolu Beyi'nden öç alacağını söyler.

    Baba oğul, başlarlar tayı terbiye etmeye. Yıllar geçer tay artık mükemmel bir küheylan olmuştur. Rüzgar gibi koşmakta, ceylan gibi sıçramakta, türlü savaş oyunu bilmektedir. Bu arada Kör Yusuf'un oğlu Ruşen Ali de büyümüş, güçlü kuvvetli bir delikanlı olmuştur. O da her türlü şövalyelik oyunlarını öğrenmiş bir baba yiğittir.

    Bir gece Yusuf, düşünde Hızır'ı görür. Hızır ona yapacağı işi söyler. Hızır'ın önerisiyle baba oğul yola çıkarlar. Bingöl dağlarından gelecek üç sihirli köpüğü Aras ırmağında beklerler. Bu üç sihirli köpükle Yusuf'un hem gözleri açılacak, hem intikam almak için gereken kuvvet ve gençliği elde edecektir.
    Bunu bilen oğlu Ruşen Ali, köpükler gelince, babasına haber vermeden, kendisi içer. Yusuf, durumu öğrenince üzülür, ama bir yandan da sevinir. Kendi yerine oğlu öcünü alacak bir bahadır olacaktır. Bu sihirli köpüklerden biri körün oğluna sonsuz yaşama gücü, biri yiğitlik, öteki de şairlik bağışlamıştır. Bir süre sonra Yusuf, oğluna öç almasını vasiyet ederek ölür.

    Körün oğlu Ruşen Ali dağa çıkar. Gelen geçeni soyar. Ünü yayılmaya başlar. Kendisi gibi kanun kaçakları yanında toplanmaya başlarlar. Artık Köroğlu olmuştur. Bolu şehrinin karşısında, Çamlıbel'de bir kale yaptırır. Küçük bir ordusu vardır. Çamlıbel'den geçen kervanlardan baç alır. Vermeyen kervanları soyar. Üzerine gönderilen orduları bozguna uğratır.

    Bir gün, güzelliğini duyduğu Üsküdar Kasapbaşı'sının oğlu Ayvaz'ı kaçırır, Çamlıbel'e getirir, evlat edinir. Başka bir gün, Bolu Beyi'nin bacısı Döne Hanım'ı kaçırır, evlenirler. Aradan yıllar geçer. Bolu'yu basar, yakar, yıkar. Bolu beyi'nden babasının öcünü alır. Bolu beyi de Köroğlu'na karşı düzenler kurar. Bir defasında Köroğlu'nu başka bir seferde Ayvaz'ı yakalatır. Zindana atar. Ama, Köroğlu ve adamları her zaman hile ve cenkle kurtulurlar.

    Köroğlu, ara sıra Gürcistan, Çin gibi uzak ülkelere de seferler açar. Yeni yeni serüvenlere atılır, büyük vurgunlar yapar. Bu arada küçük, fakat heyecanlı birçok olay da geçer. Sonunda delikli demir (tüfek) ortaya çıkınca eski bahadırlık geleneği bozulur, dünyanın tadı kalmaz. Ve bir gün Köroğlu, beylerine dağılmalarını söyleyerek Kırklara karışır, kaybolur. Daha önceden Kır At da sır olmuştur. O Kır At ki, nice yıllar, olağanüstü bir güçle Köroğlu'na hizmet etmiştir.

    Başka bir söylentiye göre, bir Yahudi bezirganın getirdiği tüfekle oynayan beyler, birbirlerini öldürürler. Köroğlu, buna üzülerek kayıplara karışır. Yine bir başka söylentiye göre de, Köroğlu dağda rastladığı çobanda tüfeği görür. Sorar, ne olduğunu. Aldığı karşılığa inanmaz, denemek için kendine çevirir, tetiğe dokunur. Ve yaralanarak ölür. Son beyleri de dağılırlar.

    Yaşlı bir çınar gibi devrilen Köroğlu'nun hikayesi sona erer.

  5. #5
    Özel Üye
    B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı
    B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı B. Puanı
    .Işık. kullanıcısının avatarı
    Giriş
    14-12-05
    Konum
    İstemediklerimin olmadığı yerde;içimde.
    Mesaj
    2,254
    Teşekkürler
    0
    17 Mesaja 20 kez teşekkür edildi
    B. Puan Gücü
    83

    Varsayılan Türkü Hikayeleri

    Bedir Türküsü


    Uğrunu uğrunu gelir dereden
    Benlerini sayamadım kareden
    Sevdiğimi bana yazsın yaradan
    Şen ol yaylam şen ol Bedir geliyor.

    Şu dereden cıvıl cıvıl kuş gelir
    Armağanlar dolu gider boş gelir
    Sevda bilmeyene hayal düş gelir
    Şen ol yaylam şen ol Bedir geliyor.

    Boğazımda lira Alnımda altın
    Bedir'i vermiyor şu Gürcü hatun
    Param çok değil alayım satın
    Şen ol yaylam şen ol Bedir geliyor.

    Kırık boğazında ardından yettim
    Kız yandığın yere kadar bende gittim
    Bedir'i yaylaya emanet ettim
    Şen ol yaylam şen ol Bedir geliyor

    TÜRKÜNÜN HİKAYESİ

    Şarkışla'da çiftçilik yapan bir ailenin Bedriye isminde çok güzel kızları vardır. Bedir derler kısaca.Birde Ömer vardır yanlarında çalışan. Ömer güçlü kuvvetli yakışıklı bir delikanlıdır. Ömer'le Bedir aynı yaştadırlar. Ömer küçük yaşta başlamıştır bu ailenin yanında çalışmaya. Çocuklukları beraber geçer. Ömer'le Bedir büyüdükçe o çocuksu sevgileri aşka dönüşür. İçten içe gizli duygularla severler birbirlerini. İkisi de duygularını açığa vurmazlar. Ömer zaman zaman diyecek olur sevgisini. Bedir'in yayına varınca cesareti kırılır. Söyleyemez bir şey yutkunur kalır. Ömer bir şey dese karşılık verecektir ama, çaresiz oda bir şey söyleyemez. Günler ayları yıllar yılları kovalar. Şarkışla'da hayvanları sürüleri olanlar, her yıl yaz aylarında yaylaya çıkarlar. Sürülerini daha geniş otlaklarda yaylarken,tertemiz havayı teneffüs edip buz gibi suyunu içerek, tabiat'ın bütün güzelliklerinden doya doya faydalanırlar.

    Bedir'in ailesi de yaz aylarını Kızanandı denilen yaylada geçirmektedirler. Kızanandı, tertemiz havasıyla buz gibi sularıyla tipik bir Anadolu yaylasıdır. Fazla kalabalık olmadığı içinde,insanlar çok iyi ilişki içerisindedirler. Akşamları bir yerde toplanırlar masal anlatırlar, türkü söylerler, halay çekerler. Yaz mevsiminin nasıl geçtiği anlaşılmaz bu topraklarda. Bir sonraki yaz mevsimi iple çekilir. İşte bu yaylada kaldıkları zamanların birinde! Daha fazla yalnız kalma imkanı bulurlar. Ve bir gün, Ömer Bedir'e duygularını açar. Ne söyleyeceğini tam anlatamaz ama; Bedir'de heyecandan anlayacak durumda değildir zaten. Sözlerden çok bakışlar konuşur sade. Karşılıklı olarak aşklarını ilan ederler. Sonra, gizli gizli buluşmaya başlarlar. Sözde gizlice buluşurlar ama, gören görür bilen bilir onların aşklarını. Ve kısa zamanda herkes tarafından konuşulur olur Ömer ile Bedir'in aşkları. Ama kimse yadırgamaz bunu. Herkes yakıştırıverir birbirlerine ve evlenmelerini isterler. Ömer Allah'ın emriyle istetecektir Bedir'i. Dünürcüler belirlenir. Bedir ailesinden geleneklere uygun bir şekilde istenir. Kızın ailesinin kararı olumsuzdur. Özellikle Bedirin annesi Gürcü hatun, Ömer'in fakirliğini bahane ederek bu evliliğe karşı çıkar.Araya girenler ne kadar ısrar etselerde kara dediğine ak demez gürcü hatun.Aşıkların evlenmesine mani olur.

    Bir süre sonrada Bedir'i Şevki adında yaşlı ve zengin birine verirler.Düğün günü Ömer'le çok yakın bir arkadaşı yaylaya çıkarlar. Ve gelin alayını çok üzgün bir şekilde orada seyrederler.Ömer çok içlenir ve ağlayarak türkü söylemeye başlar. Bedir'in yaşlı kocası evlendikten bir süre sonra ölür.

    Ömer henüz evlenmediği için ahali tekrar araya girip,bunları evlendirmek isterler ama, Bedriye Ömer'i çok sevdiğini fakat, evlenirse dedikoduların çıkabileceğini söyleyerek, aşkını kalbine gömer ve teklifi kabul etmez. İki kere kaybettiği aşkı için Ömer'in yaktığı türkü dilden dile söylenir oldu.


+ Konuyu Yanıtla
1. Sayfa - Toplam 13 Sayfa Var 1 2 3 11 ... SonSon

Konu Bilgileri

Konuyu Kullanıcılar Okuyor

Şu Anda 1 kullanıcı konuyu okuyor. (0 Üye ve 1 Ziyaretçi)

     

İlginizi Çekebilecek Konular

  1. Klasik Dedektif Hikayeleri
    By blue41 in forum E-Kitap
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-01-07, 12:20
  2. Çocuk Hikayeleri
    By hasret_gulleri in forum Aile
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 25-06-06, 03:36

Visitors found this page by searching for:

öğretmene varamadım hikayesi

öğretmene varamadım türküsünün hikayesi

türkülerimizin hikayeleri vikipedi

türkülerin hikayeleri vikipeditürkülerimizin hikayesi vikipediöğretmene varamadım türküsü hikayesiöğretmene varamadım öyküsüöğretmene varamadım türküsünün hikayesi vikipedihikayesi olan türkülerağlar gezerim hikayesi vikipeditürkülerimizin öyküleri vikipedia harfi ile başlayan türkülerin hikayelerişen olasın ürgüp dinlegüneydoğu anadolu türküleri ve o türkülerin hikayesialacada çorap öremedim türküsünün hikayesi uzunrtrbelgesel.caburdağdankuşgeliyorhikayesisekiz öküz türküsünün hikayesi vikipedibu arabacı atları nişanlımın gözleri yolda kalmasınögretmenevaramadımtürküfilmitürkülerimizin hikayeleriyasiyana varamadım ın hikayesiögretmene varamadım hikayesiecel şerbetini bre ölmeden içtikayseri türküler ve hikayeleri vikipediöğretmene varamadım hihayesi
SEO Blog

Konu, Mesaj ve Dosya İzinleriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Yok
  • Dosya Yükleme & İndirme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Düzenleme Yetkiniz Yok