PDA

Hoş Geldin

FORUMUMUZDAN YARARLANMAK İÇİN 1 DAKİKANIZI AYIRARAK ÜYE OLUNUZ


Tüm versiyonu görmek için burdan erişim sağlıyabilirsiniz : Çocuk Hikayeleri



hasret_gulleri
25-06-06, 04:27
ÇIRKIN ÖRDEK


http://img79.imageshack.us/img79/6087/rdek8am.png


Çalilarin içinde bir ördek kuluçkaya oturmus yumurtalarini
bekliyormus. Uzun süredir tek basina oturmaktan sikildigi için
yumurtalari çatlar çatlamaz sevinçle vaklayarak üzerlerinden kalkmis.
“Artik çiftlige dönüp oradakilere yeni ailemi gösterebilirim!”
diye düsünmüs. Hepsi tamam mi? diye, cik cik öten yavrularini
saymaya baslamis. “Yo, olamaz!” demis yumurtalardan birinin
henüz çatlamamis oludgunu görünce.

O sirada oradan geçen bir ördek, “Yuvanda hâlâ çatlamamis iri bir
yumurta var,” demis. “Bahse girerim bir hindi yumurtasidir.”
“Hindi yumurtasiymis, höh! O benim yumurtam,” demis anne
ördek ters ters. Iç çekerek yumurtanin üstüne oturmus.

Bu son yumurta da çatlayinca içinden iri, çirkin bir ördek yavrusu çikmis. Anne ördek bu yavruyu görünce onun çirkinliginden biraz utanç duymus.
“Neyse ki diger yavrularim güzel,” diye düsünmüs ve artik daha fazla vakit kaybetmeden çiftlige gitmek istedigi için yavrularini pesine takarak suya girmis.

“Çirkin olani hiç olmazsa iyi yüzüyor,” demis anne ördek kendi kendine. “Öyleyse hindi olamaz. Çünkü hindiler yüzemez. Belki büyüdükçe güzellesir. Belki bir süre sonra da büyümesi durur.”

Ne yazik ki tam tersi olmus. Çirkin Ördek giderek daha da büyümüs ve diger ördeklerden daha da farklilasmis. Çevresindeik hayvanlar onu hiç rahat birakmiyor, onunla hep ‘Çirkin Ördek’ diyerek alay ediyormus. Kardesleri bile vak vak edip basinin etini yiyor, “Seni bir kedi kapsa da senden kurtulsak,” diyorlarmis. Tavuklar onu kovaliyor, onlara yem veren kiz da ayagiyla onu ittirerek yemlerin yanindan uzaklastiriyormus.

Çirkin Ördek bütün bunlara daha fazla dayanamamis. Çitlerin üzerinden uçarak atlamis ve çiftligi iyice geride birakip yaban ördeklerinin yasadigi yere gelene kadar hiç durmadan yürümüs. Fakat yaban ördekleri de onun çirkin oldugunu düsünmüsler ve onunla dostluk kurmak istememisler.
Çirkin Ördek yapayalniz ortada kalmis. Agaç dallariyla çitlerdeki küçük kuslar bile onu görünce kaçisiyorlarmis. “Çirkin oldugum için kaçiyorlar,” demis kendi kendine.

Tek basina oradan oraya dolasmis durmus. Bir ara, iki yaban kaziyla dost olmus, fakat onlar da avcilari görünce uçup gitmisler. Bir seferinde de yasli bir kadin onu tutup evine götürmüs, ama kadinin kedisiyle tavugu, “Hem suyu seven, hem de yumurtlamayan kus mu olur?” diyerek onunla alay edince dayanamayip oradan da kaçmis.

Sonra mevsim degismis. Agaç yapraklari sararip solmaya baslamis. Bir aksam üzeri, günes batarken bembeyaz tüylü, büyük ve güzel kuslardan olusan bir kus sürüsü Çirkin Ördek’in tam önünden, çalilarin arasindan havalanmis. Uçarken dalgalaniyormus gibi hareket eden çok zarif, uzun boyunlu kuslarmis bunlar.

“Bekleyin beni!” diye seslenmis Çirkin Ördek, ama kuslar kocaman kanatlarini açar açmaz gökyüzünün derinliklerinde kaybolmuslar. Çirkin Ördek sevincinden suyun içinde bir firildak gibi dönmeye baslamis, sonra hizini alamayip suyun dibine dalip çikmis. Bogazindan çikan garip sesler onu bile korkutmus. O beyaz tüylü kuslari bir türlü aklindan çikaramiyormus. Ne cins kuslarsa onlar, onlari çok sevmis.

Kis pek uzun ve sert geçmis. Çirkin Ördek birkaç kez ölümden dönmüs.
Bir seferinde buzun üstünde az kalsin donuyormus. Neyse ki oradan geçmekte olan bir çiftçi onu görmüs de kurtarmis. Sonunda kis bitmis bahar gelmis ve Çirkin Ördek uçabildigini kesfetmis, öyle suyun üstünde degil çok daha yüksekte, gökyüzünde.

Bir gün kanatlarinin gücünü denerken asagida, bir derede daha önce gördügü o beyaz tüylü kuslardan birçogunun yüzdügünü görmüs. Bir an bile düsünmeden, “Asagi iniyorum,” diye kararini vermis. “Çirkin de olsam onlarin yannlarina gidecegim.” Böylece dereye, suyun üzerine inmis.

Kiyida iki çocuk beyaz kuslara ekmek kirintisi atiyormus. Çirkin Ördek’i görünce hemen annelerine, “Anne bak!” demisler. “Bir kugu daha var orada! Bu kugu digerlerinden daha güzel hem de!”

Çirkin Ördek çocuklarin ne demek istedigini anlamamis. Beyaz kuslar arkalarina dönüp ona bakinca utancindan boynunu bükmüs. “Isterseniz siz de Çirkin Ördek diye alay edin. Umurumda degil artik!” demis içinden.
Sonra, basini kaldirirken suda ilk kez kendini görmüs. Upuzun bir boynu, bembeyaz, harika tüyleri varmis.

“Merhaba!” demisler diger kugular. “Hosgeldin.” Sonra hepsi suyun üstünde ona dogru süzülmüsler. Hiçbiri çiftlikteki kuslar gibi ona alay ederek bakmiyorlarmis. Boyunlarini zarifçe egerek, “Ne kadar güzelsin,” diyorlarmis sanki.

Çirkin Ördek, “Demek ben Çirkin Ördek degilmisim. Bir kuguymusum!” diyerek sevinçle çirpmaya baslamis kanatlarini.

hasret_gulleri
25-06-06, 04:31
ÇIZMELI KEDI

http://img206.imageshack.us/img206/8787/kedi6gs.png

Bir zamanlar, üç oglu olan bir degirmenci varmis.
Degirmenci ölünce büyük ogluna degirmen, ortanca ogluna esek,
küçük ogluna da kedi miras kalmis. Küçük oglu bu duruma çok üzülmüs.

“Kedi ne isine yarar ki insanin?” diye yakinmis.
“Pisirip yiyemezsin bile.” Kedi bunu duymus ve hemen cevap vermis.
“Kötü bir mirasa sahip olmadiginizi göreceksiniz efendim.
Bana bos bir çuval ve bir çift de çizme verirseniz, neye yarayacagimi görürsünüz.”

Saskinliktan agzi bir karis açik kalan çocuk, kedinin istediklerini yapmis. Kedi çizmeleri giyince ayna karsisina geçmis ve kendini pek begenmis.
Sonra kilerden taze bir marulla güzel bir havuç seçip ormanin yolunu tutmus. Ormanda çuvalin agzini açmis, marulla havucu çuvalin içine yerlestirip bir agacin arkasina saklanmis. Çok geçmeden taze sebzelerin kokusunu alan küçük bir tavsan çuvalin yanina gelmis, ziplayip içine atlamis. Kedi saklandigi yerden çikip çuvalin agzini siki siki baglamis.

Ancak Çizmeli Kedi tavsani efendisine götürmek yerine dogruca
saraya gidip Kral’la görüsmek istedigini söylemis. Kral’in huzuruna
çiktiginda yere egilerek, “Yüce Efendimiz, size Efendim Marki’den
bir hediye getirdim,” demis. Bu hediye Kral’in çok hosuna gitmis.

Üç ay boyunca Çizmeli Kedi saraya o kadar çok hediye götürmüs ki,
Kral artik onun yolunu gözler olmus. Derken Çizmeli Kedi’nin dört gözle
bekledigi gün nihayet gelmis çatmis. “Bana sakin neden diye sormayin
ve bu sabah irmaga gidip yikanin,” demis sahibine.
Çizmeli Kedi, o sabah Kral’in Prenses’le, yani kiziyla birlikte irmagin
kenarindan geçecegini biliyormus.

O sabah, Kral’in faytonu irmagin yakinindan geçerken
Çizmeli Kedi telasla yanlarina yaklasmis. “Yardim edin! Yardim edin!”
diye bagirmis. “Efendim Marki boguluyor!” Kral hemen bir alay askerini
irmaga yollamis.

Fakat Çizmeli Kedi bununla da kalmamis. Kral’a, efendisi irmakta
yüzerken hirsizlarin onun elbiselerini çaldiklarini söylemis.
(Oysa Çizmeli Kedi, efendisinin elbiselerini çalilarin arkasina kendisi gizlemis!) Kral, hiç gecikmeden Marki’ye bir takim elbise yollamis.
Tahmin edeceginiz gibi Çizmeli Kedi’nin sahibi, kendisine Marki denmesine
çok sasirmis, ama akillilik edip hiç sesini çikarmamis.

Marki güzelce giyindirildikten sonra Kral onu gidecegi yere
götürmek için faytonuna davet etmis ve kiziyla tanistirmis.
Prenses, iki dirhem bir çekirdek giyinmis olan Marki’ye bir bakista
âsik olmus.

O sirada Çizmeli Kedi kosa kosa oradan uzaklasmis.
Çok geçmeden büyük bir tarlada ot biçen insanlara rastlamis.
“Beni dinleyin!” diye bagirmis. “Kral bu yöne dogru geliyor.
Size bu tarlalarin kime ait oldugunu sorarsa ona efendim
Marki’ye ait oldugunu söyleyeceksiniz.
Yoksa sizi dilim dilim dograttiririm!”

Sonra Çizmeli Kedi bir süre daha kosmus ve büyük bir
tarlada bugday biçen adamlara rastlamis. Ayni seyi onlara da söylemis.
Sonra tekrar kosmus ve her rastgeldigi insana ayni seyleri tekrarlamis.
Derken Dev’in satosuna varmis.

Kral’in Faytonu Çizmeli Kedi’nin geçtigi yerlerden geçerken
Kral her rastgeldigi insana, “Bu tarlalar kime ait?” diye soruyormus.
Her defasinda da ayni cevabi aliyormus. Kral, Marki’nin bu kadar
çok topraga sahip olmasina sasirmis. (Çizmeli Kedi’nin sahibi de öyle!)

O sirada Çizmeil Kedi Dev’in satosunda baska bir isler çevirmekle mesgulmüs. “Dev,” demis Çizmeli Kedi, Dev’in nefesinin kokusundan
igrendigini gizlemeye çalisarak. “Senin ayni zamanda müthis bir sihirbazlik gücünün oldugunu söylüyorlar, dogru mu?”

“Öyle diyorlarsa, öyledir,” demis Dev alçakgönüllülükle.
“Örnegin, istersen hemen bir aslana dönüsebildigini söylüyorlar,”
demis Çizmeli Kedi. Bunu söyler söylemez Dev hemen kendini bir aslana dönüstürüvermis. Çizmeli Kedi kendini dolabin üzerine zor atmis.
Dev tekrar eski haline dönünce dolaptan asagi inmis.
“Mükemmel!” demis Çizmeli Kedi. “Ama fare gibi küçük bir seye
dönüsmek senin gibi cüsseli biri için imkânsiz olmali!”

“Imkânsiz mi?” diye gülmüs Dev. “Benim yapamadigim sey yoktur!”
Dev bir anda fareye dönüsmüs, Çizmeli Kedi de onu hemen yutmus.
Derken Kral, Dev’in satosuna varmis. Satonun artik kime ait oldugunu tahmin etmissinizdir herhalde! Çizmeli Kedi Kral’in faytonunu satonun yolunda karsilamis. “Bu taraftan gelin,” demis. “Sizi bir ziyafet bekliyor.” (Dev o gün birkaç arkadasina bir ziyafet vermeyi planladigi için yemeklerle donatilmis büyük bir masa hazir bekliyormus!”)

O günün sonunda Çizmeli Kedi’nin sahibi marki Prenses’le nisanlanmis.
Bir hafta sonra da evlenmisler. Çizmeli Kedi’ye ne mi olmus?
Dokuz canindan dokuzunu da sefa içinde sürmüs ve bir daha da fare avlamasina gerek kalmamis , ara sira avlamis, o da kedi oldugunu
unutmamak için.

hasret_gulleri
25-06-06, 04:33
GÜZEL VE ÇIRKIN


http://img60.imageshack.us/img60/9661/cikn8dt.png



Bir zamanlar zengin bir tüccar varmis. Üç kizi olan bu tüccarin kizlarinin ikisi son derece bencilmis. Ama üçüncüsü, yani adi Güzel olani hem iyi hem de sevgi doluymus.
Bir gün tüccar, gemilerinin siddetli bir firtinada battigi haberini almis. Zavalli adam varini yogunu kaybetmis, geriye bir tek kasabadaki küçük evi kalmis. Açgözlü iki kardes bu durumdan hiç hoslanmamislar. Yatakta yatmak ve oflayip puflamaktan baska bir sey yapmaz olmuslar. Evin bütün isleri Güzel’e kalmis.
Bir zaman sonra tüccar kayip gemilerinden birinin limana ulastigini duymus. Haberin dogru olup olmadigini ögrenmek için yola çikmadan önce kizlarina, dönüste size ne hediye getireyim, diye sormus. Açgözlü iki kardesin neseleri hemen yerine gelmis.
“Elbiseler ve mücevherler!” isteriz demisler.
“Peki ya sen Güzel?” diye sormus tüccar.
“Bir gül. O bana yeter,” demis Güzel.
Birkaç gün sonra tüccar evine dönmek üzere üzgün üzgün yola koyulmus. Yine yoksulmus, çünkü son gemiden ona kalan paralari da dolandiricilara kaptirmis. Aksam karanligi bastirirken bir ormana varmis. Orman hem karanlik, hem de sogukmus. Simsekler çakiyor, rüzgâr yerden karlari havalandiriyormus. Uzaklardan kurtlarin uluma sesleri geliyormus.
Tüccar nereye gitigini bilmeden atiyla birlikte karlarin üzerinde bata çika saatlerce yol almis, derken birden ileride pencerelerinden disari parlak isiklar sizan son derece güzel bir sato görmüs. Ama bu çok garip bir satoymus, çünkü söminelerinde haril haril ates yanmasina, bütün odalari gün gibi aydinlik olmasina ragmen ortada kimsecikler yokmus. Tüccar seslenmis, seslenmis, cevap veren olmamis. Sonunda, beklemenin bir anlami olmadigini anlayinca, atini ahira baglamis ve salondaki uzun masanin üzerinde hazir bekleyen yemegi yemis. Sonra bir yataga yatip uyumus.
Sabah uyandiginda onun için birakilmis yeni giysiler bulmus yanibasinda. Asagida da güzel bir kahvalti onu bekliyormus.
“Bu sato, bana aciyan iyi kalpli bir periye ait herhalde,” demis tüccar.
“Ona bir tesekkür edebilseydim keske.”
Tüccar satodan ayrilirken, bahçedeki gülleri fark etmis. ‘Hiç yoksa Güzel’e verdigim sözü yerine getireyim,’ demis içinden. Güllerden birini koparmis. Ama koparir koparmaz müthis bir kükremeyle inlemis her yan. Çalilarin arkasindan korkunç görünüslü bir canavar çikmis. Öylesine korkunçmus ki, tüccar neredeyse korkusundan bayilacakmis.
“Seni deger bilmez adam!” diye kükremis Canavar. “Hayatini kurtardim! Seni besledim, giydirdim! Sen kalkmis güzel güllerimi çaliyorsun. Hemen ölmeyi hak ettin!”
Tüccar Canavar’in karsisinda diz çökmüs. “Gülü kizlarimdan birine götürecektim efendim,” demis.
“Ben efendi falan degilim, bir Canavar’im,” diye hirlamis yaratik. Sonra tüccarin tepesine dikilmis. “O degerli kizlarina gelince... Git, sor bakalim onlara, hayatina karsilik içlerinden biri gelip benimle birlikte yasar mi? Bu teklifimi kabul eden olmazsa, üç ay içinde öleceksin.”
Tüccar gün isigiyla aydinlanmis ormanin içinden, üzgün bir sekilde atini sürüp evine dönmüs. Evde iki bencil kiz kardes babalarinin basindan geçen korkunç maceralari dinlerken killarini bile kipirdatmamislar. Babalari onlara giysi ve mücevher getirmedi diey küplere binmisler. Ama Güzel onlar gibi yapmamis.
“Baba, izin ver ben gideyim,” demis hiç tereddüt etmeden.
“Tabii sen gideceksin, suç senin,” demis kardesleri. “Gül isterim diye tutturmasaydin, Canavar babamizi öldürmeyi düsünmeyecekti.”
Üç ay geçince tüccar satoya Güzel’le birlikte gitmis. Her sey orayi ilk gördügü gibiymis: etrafta yine kimsecikler yokmus, sofra hazirmis. Yemeklerini yemeyi bitirdiklerinde Canavar ortaya çikmis. Güzel korkusundan tir tir titremeye baslamis, çünkü Canavar babasinin anlattigi kadar korkunçmus, hatta daha da korkunç!
“Buraya kendi isteginle mi geldin?” diye sormus Canavar.
“Evet,” demis Güzel.
“O zaman baban sabah olunca buradan gidecek ve bir daha buraya hiç gelmeyecek.”
Sabah olup da babasi gidince Güzel tek basina kalmis. Önce bir süre aglamis, ama sonra gördügü rüyayi hatirlayip biraz olsun rahatlamis. Rüyasinda bir peri, “Üzülme, babanin hayatini kurtarmak için gösterdigin bu cesaret karsiliksiz kalmayacak,” demis ona.
‘Belki de bu yasama alisirim,’ diye düsünmüs, nesesi yerine gelmis azicik. Bahçede dolasmis, güllere bakarken içi hüzünle dolmus. Sonra satonun içini gezmis. Oda kapilarindan birinin üzerinde adinin yazili oldugunu görünce çok sasirmis. Kapiyi açip içeri bakmis. Oda tam istedigi gibi döseliymis, kitaplarla, müzik aletleriyle doluymus.
‘Canavar beni burada rahat ettirmeye çalistigina göre, bana zarar vermez herhalde,” diey düsünmüs Güzel.
Sonra bir kitap almis eline. Kitabin üzerinde altin yaldizla, “Sevgili Kraliçem. Her istegin emirdir benim için,” diye yaziyormus.
“Su anda babami görebilseydim keske!” demis Güzel yüksek sesle Bunu der demez odanin öte ucundaki aynada babasinin görüntüsü belirmis. Böylece Güzel’in yalnizlik duygusu ve ev hasreti biraz olsun geçmis.
O gece yemekte Canavar ortaya çikmis. “Seni izlememe izin verir misin Güzel?” diye sormus.
“Buranin sahibi sizsiniz,” demis Güzel.
“Hayir,” demis Canavar. “Satom senin emrindedir. Istersen hemen giderim.” Canavar bir an duraksamis. “Yalniz bir sey soracagim. Beni çok mu çirkin buluyorsun?”
Güzel ne diyecegini bilmemis önce. Sonra basini kaldirip Canavar’a bakmis. “Bunu söylemek istemezdim, ama dogruyu söylemem gerek. Evet, çirkin buluyorum,” demis.
Güzel, yemegini bitirince Canavar, “Benimle evlenir misin?” diye sormus.
“Hayir Canavar, asla,” demis Güzel.
Canavar derin bir iç geçirirken çikardigi ses, tüm satoda yankilanmis.
Her gece saat dokuzda Canavar konusmak için Güzel’in yanina geliyormus. Güzel, gün geçtikçe Canavar’a alismaya basladigini fark etmis. Hatta geç kaldiginda onu merak bile ediyormus. ‘Keske,’ diyormus, ‘bu kadar çirkin olmasaydi! Keske ikide birde bana evlenme teklif etmeseydi! Çünkü Güzel, Canavar’in, evlilik teklifini geri çevirdiginde çikardigi o sesten çok korkuyormus.
Canavar bir gün, “Beni sevmeyebilirsin ama, beni birakip gitmemeye söz vermelisin,” demis. Her günü birbirine benzeyerek üç ay böyle geçmis.
Derken bir gün Güzel aynada babasinin hasta oldugunu görmüs. Hemen Canavar’a babasina bakmak için eve gitmek istedigini söylemis.
“Gidebilirsin, Güzel,” demis Canavar. “Ama geri dönmezsen kederimden ölecegimi biliyorsun, degil mi? Korkarim ki, babanin yaninda kalmak isteyeceksin ve dönmeyeceksin. Ama eger fikrini degistirir de dönmek istersen, yüzügünü yataginin yanindaki sehpaya koyman yeterli. Sabah oldugunda satomda açacaksin gözlerini.”
“Bir hafta sonra dönecegim, söz,” demis Güzel.
Ertesi sabah Güzel, babasinin evinde, kendi yataginda açmis gözlerini. Babasi onu karsisinda görünce çok sevinmis, kendini daha iyi hissetmis. O gün ögleden sonra, kisa süre önce evlenmis olan kiz kardesleri babalarini ziyarete gelmisler. Eve geldiklerinde babalarinin biricik kizini karsilarinda görünce kiskançliktan ve öfkeden çatir çatir çatlamislar.
“Dinle!” demis iki kardesten biri. “Ona bir oyun oynayalim. Burada bir hafta daha kalmasini saglayalim. O zaman Canavar gelip onu öldürür.” Bagirip çagirip onu kötülemek yerine, iki kardes gözlerine sogan sürüp Güzel’in karsisina yasli gözlerle çikmislar ve ondan ayrilmak istemedikleri için agladiklarini söylemisler. Güzel bir hafta daha kalmaya söz vermis.
Çok geçmeden Güzel, Canavar’i babasini özledigi kadar özledigini fark etmis. Bir gün rüyasinda Canavar’i satonun bahçesinde kaskati ve cansiz yatarken görmüs. Uyandiginda, ‘Benim yaptigim düpedüz acimasizlik!’ diye düsünmüs. Hemen yüzügünü parmagindan çikarip, basucundaki sehpanin üzerine koymus. Sabah gözlerini Canavar’in satosunda açmis.
O günün aksami Canavar’i beklemis. Saat dokuz olmus. Canavar gelmemis. Dokuzu çeyrek geçmis, ortalarda yok. Birden endise içinde kosa kosa satodan bahçeye çikmis. Canavar bahçede boylu boyunca yatiyormus. ‘Onun ölümüne neden oldum!’ diye düsünmüs Güzel. Hemen ona sarilmis. Canvar’in kalbi hâlâ atiyormus!
“Artik dönmezsin diey düsündüm. Yemeden içmeden kesilip ölmeye hazirlandim,” demis Canavar fisiltili bir sesle.
“Ama ben seni seviyorum Canavar!” demis Güzel. “Seninle evlenmek isityorum.”
O anda tuhaf bir sey olmus. Birden sanki sato daha bir güzel, daha bir isiltili hale gelmis. Güzel bir süre etrafina bakinmis, sonra tekrar Canavar’a çevirmis basini. Fakat Canavar yerinde yokmus. Yattigi yerde simdi genç ve yakisikli bir prens duruyormus.
“Ben Canavar’i istiyorum,” diye aglamaya baslamis Güzel. Prens bu sirada ayaga kalkmis.
“Canavar benim,” demis. “Kötü bir peri bana büyü yapmisti. Beni yüzüne bakilamayacak kadar çirkin bir yaratiga dönüstürmüstü. Bana benimle evlenmek istedigini söylemeseydin, hayatimin sonuna kadar öyle kalacaktim.”
Prens Güzel’i satoya götürmüs. Satoda Güzel, babasi ve rüyasinda gördügü iyi periyle karsilasmis.
“Gösterdigin cesaretin ödülünü aldin,” demis iyi peri Güzel’e.
Peri sihirli degnegini sallamis. Birden satodaki herkes Prens’in topraklarinda bulmus kendini. Orada halk cosku ve alkislarla karsilamis Prens’i. Çok geçmeden Güzel ve Canavar evlenmisler. Düynanin gelmis geçmis en mutlu Prens ve Prenses’i olmuslar.

hasret_gulleri
25-06-06, 04:34
HANSEL VE GRETEL


http://img60.imageshack.us/img60/7349/greta4lx.png


Bir zamanlar Hansel ve Gretel adinda iki kardes varmis. Anneleri onlar daha bebekken ölmüs. Odunca olan babalari, anneleri öldükten birkaç yil sonra tekrar evlenmis. Oduncunun yeni karisi hali vakti yerinde bir aileden geliyormus. Ormanin kiyisinda virane bir kulübede oturmaktan ve kit kanaat yasamaktan nefret ediyormus. Üstelik üvey çocuklarini da hiç sevmiyormus.
Hansel ve Gretel çok soguk bir kis gecesi, yataklarina yatmis uyumaya hazirlanirken, üvey annelerinin babalarina, “Çok az yiyecegimiz kaldi. Eger bu çocuklardan kurtulmazsak, hepimiz açliktan ölecegiz,” dedigini duymuslar.
Babalari bagirarak karsi çikmis. “Tartismaya gerek yok,” demis karisi. “Ben kararimi verdim. Yarin onlari ormana götürüp birakacagiz.”
“Endise etme,” diyerek kardesini teselli etmis Hansel. “Evin yolunu buluruz.” O gece Hansel geç saatlerde gizlice disari çikmis ve cebine bir sürü çakil doldurmus.
Sabah olunca, ailece ormana dogru yürümeye baslamislar. Yürürlerken Hansel cebindeki çakillari kimseye fark ettirmeden atip, geçtikleri yolu isaretlemis. Ögle üzeri babalariyla üvey anneleri onlar için bir ates yakmislar ve hemen geri döneceklerini söyleyip ormanin içinde yok olmuslar. Tabii geri dönmemisler.
Kurtlar etraflarinda ulurken tir tir titreyen Hansel ve Gretel ay dogana kadar atesin yanindan ayrilmamis. Sonra ay isiginda parlayan çakillari izleyerek hemen evin yolunu bulmuslar.
Babalari onlari görünce sevinçten havalar uçmus. Üvey anneleri de çok sevinmis gibi davranmis ama aslinda kararini degistirmemis. Üç gün sonra onlardan kurtulmayi tekrar denemek istemis. Gece, çocuklarin odasinin kapisini kilitlemis. Bu sefer Hansel’in çakil toplamasina izin vermemis. Ama Hansel zeki bir çocukmus. Sabah ormana dogru yürürlerken, aksam yemeginde cebine sakladigi kuru ekmegin kirintilarini yere saçip arkasinda bir iz birakmis.
Ögleye dogru üvey anneleriyle babalari çocuklari yine birakip gitmisler. Onlarin geri dönmediklerini görünce, Hanse ve Gretel sabirla ayin dogup yollarini aydinlatmasini beklemisler. Ama bu sefer geride biraktiklari izi bulamamislar. Çünkü kuslar bütün ekmek kirintilarini yiyip bitirmisler.
Bu defa çocuklar gerçekten de kaybolmuslar. Ormanda, üç gün üç gece, aç açina ve korkudan titreyerek dolanip durmuslar. Üçüncü gün, bir agacin dalinda kar beyazi bir kus görmüsler. Kus onlara güzel sesiyle sarkilar söylemis. Onlar da açliklarini unutup kusun pesine düsmüsler. Kus onlari tuhaf bir evin önüne getirmis. Bu evin duvarlari ekmekten, çatisi pastadan ve penceleri sekerdenmis.
Çocuklar tüm sikintilarini unutmuslar ve eve dogru kosmuslar. Tam Hansel çatidan, Gretel de pencereden bir parça yiyecekken içeriden bir ses duyulmus: “Evimi kim kemiriyor bakiim?” Bir bakmislar kapida dünya tatlisi yasli bir teyze. “Zavalliciklarim benim,” demis kadin, “girin içeri.” Içeri girmisler ve hayatlarinda hiç yemedikleri yiyecekleri yemisler. O gece kus tüyü yataklarda yatmislar.
Fakat sabah her sey degismis. Yasli kadin dikkatsiz çocuklari tuzaga düsürmek için evini ekmek ve pastadan yapmis bir cadiymis meger. Hansel’i saçlarindan tuttugu gibi yataktan kaldirmis ve onu bir ahira kilitlemis. Sonra da Gretel’i sürüye sürüye mutfaga götürmüs.
“Kardesin bir deri bir kemik!” demis cirtlak bir sesle. “Ona yemekler pisir! Onu sismanlat! Eti budu yerine gelince agzima layik bir yemek olacak! Ama sen hiçbir sey yemeyeceksin! Bütün yemekleri o yiyecek.” Gretel aglamis, aglamis, ama çaresiz cadinin söylediklerini yapmis.
Neyse ki Hansel’in akli hâlâ basindaymis. Gözleri pek iyi görmeyen cadiyi kandirmaya karar vermis. Cadi sismanlayip sismanlamadigini anlamak için her sabah Hansel’in parmagini yokluyormus. Hansel de parmagi yerine bir tavuk kemigi uzatiyormus ona. “Yok, olmaz. Yeterince sisman degil!” diye bagiriyormus cadi. Sonra da mutafa gidip Gretel’e daha fazla yemek yapmasini söylüyormus.
Bu böyle bir ay sürmüs. Bir gün artik cadinin sabri tasmis. “Sisman, zayaf fark etmez. Bugün Hansel böregi yapacagim!” diye haykirmis Gretel’e. “Firina bak bakalim hamur kivama gelmis mi!” Korku içinde yasamasina ragmen Gretel’in de Hansel gibi hâlâ akli yerindeymis. Cadinin onu firina itecegini anlamis.
“Basimi firina sokamiyorum! Hamuru göremiyorum!” diye sizlanmis. Cadi elinin tersiyle Gretel’i hizla kenara itmis ve basini firina sokmus. Gretel bütün gücünü toplayip yasli cadiyi firinin içine itmis, sonra da arkasindan kapagi kapamis.
Hansel böylece kurtulmus, ama hâlâ eve nasil gideceklerini bilmiyorlarmis. Tekrar ormana dalmislar. Bir süre sonra karsilarina bir dere çikmis. Bir ördek önce Hansel’i sonra da Gretel’i karsi kiyiya geçirmis. Çocuklar birden bulunduklari yeri tanimislar. Hizla evlerine dogru kosmuslar.
Onlari karsisinda gören babalari çok mutlu olmus. Sevinç gözyaslari içinde, onlari ormanda biraktiktan kisa bir süre sonra o acimasiz üvey annelerinin ailesinin yanina gittigini söylemis. Yaptiklari için üzüntüden nasil kahroldugunu anlatmis.
Babalarini bir sürpriz daha bekliyormus. Hansel ceplerinden, Gretel de önlügünün cebinden cadinin evinde bulduklari altin ve elmaslari çikartmislar. Ailenin tüm sikintilari sona ermis böylece. O günden sonra da ömürlerini mutluluk içinde sürdürmüsler.

hasret_gulleri
25-06-06, 04:36
KIRMIZI BASLIKLI KIZ


http://img89.imageshack.us/img89/6105/kiz6df.png


Bir zamanlar küçük bir kiz varmis. Annesi ona üzerinde kirmizi basligi olan bir pelerin almis. Kiz bu pelerini çok seviyormus ve nereye gitse onu giyiyormus. Bu nedenle de herkes ona Kirmizi Baslikli Kiz diyormus.
Bir gün “Kirmizi Baslikli Kiz!” diye seslenmis kizin annesi. “Büyükannen hâlâ hasta. Hadi giyin de, ona yaptigim su çöregi götür.”
Kirmizi Baslikil Kiz da elbisesini giymis, üzerine kirmizi baslikli pelerinini geçirmis, basligi çenesinin altinda sikica baglamis ve yola çikmis.
“Tavsan Ormani’ndaki yoldan ayrilma sakin!” diye seslenmis annesi arkasindan. (Ormanin adi Tavsan Ormani’ymis, ama içinde uzun zamandir bir tek tavsan bile yokmus - neden olmadigini birazdan ögreneceksiniz.)
“Ayrilmam anne,” demis Kirmizi Baslikil Kiz.
Tam ormana girmis, birkaç adim atmis ki, çaliliklarin arasindan bir ses duymus. Yola birden bir kurt firlamis. Kirmizi Baslikil Kiz korkusundan az kalsin elindeki sepeti düsürüyormus. Fakat kurt hiç de öyle düsmanca görünmüyormus. “Nereye böyle küçük kiz?” diye sormus kurt.
“Büyükanneme gidiyorum,” demis Kirmizi Baslikil Kiz. “Tavsan Ormani’nin sonundaik ilk ev. Büyükannemin sagligi pek iyi degi. Bu arada adim ‘küçük kiz’ degil, ‘Kirmizi Baslikil Kiz.’ ”
“Özür dilerim,” demis kurt. “Bilmiyordum. Bak sana ne diyecegim. Ben bir kosu gidip Büyükannene senin yolda oldugunu haber vereyim. Yalniz sakin yolda oyalanayim falan deme, olur mu? Basina bir sey gelmesini istemeyiz, öyle degil mi?”
Kurt oradan hemen sivismis! Çünkü yakinlarda bir oduncu dolasiyormus. Eger kizi hemen orada yerse, oduncunun kizin yardimina kosacagini biliyormus.
Kirmizi bAslikli Kiz, çiçek toplayarak, kelebeklerin pesinden kosarak, kus seslerini dinleyerek yolda agir agir ilerlerken kurt kestirmeden Büyükanne’nin evine varmis, kapiyi çalmis.
“Kim o?” diye seslenmis içeriden yasli kadin.
Kurt sesini degistirerek, “Benim, Kirmizi Baslikil Kiz,” demis. “Çayin yaninda yemen için sana çörek getirdim.”
“Kapi açik güzelim,” diye seslenmis Büyükanne. Kurt hemen içeri dalmis. Öyle açmis ki! Günlerdir hiçbir sey yememis. Bu yüzden Büyükanne’yi çignemeden bir lokmada yutuvermis. Biraz sonra Kirmizi Baslikil Kiz Büyükanne’nin kapisini çalmis.
“Kim o?” diye seslenmis kurt yumusak bir sesle.
“Benim, Kirmizi Baslikil Kiz.”
“Kapi açik güzelim,” diye seslenmis kurt. “Içeri girebilirsin.”
Kirmizi Baslikil Kiz bir an için tereddüt etmis. ‘Büyükannemin sesi ne kadar da garip böyle?’ diye düsünmüs. Sonra büyükannesinin hasta oldugu gelmis aklina ve kapinin mandalini kaldirip açarak içeri girmis.
Kurt, Büyükanne’nin geceligini giymis, onun basligini ve gözlügünü takmis yatakta yatiyormus. Yorgani bogazina kadar çekmis, içerisi karanlik olsun ve surati fark edilmesin diye de perdeleri iyice kapamis.
“Elindekileri oraya birak da yanima gel canim,” demis kurt.
Kirmizi Baslikil Kiz çöregi yatagin yanindik küçük masanin üzerine koymus, ama hemen kurdun yanina gitmemis. Çünkü Büyükannesi bir tuhaf görünüyormus.
“Kollarin neden bu kadar büyük Büyükanne?”
“Seni daha iyi kucaklamak için!” demis kurt.
“Kulaklarin neden büyük, peki?”
“Seni daha iyi duyabilmek için!” demis kurt.
“Gözlerin neden kocaman, peki?”
“Seni daha iyi görebilmek için,” demis kurt.
“Dislerin neden sivri peki?”
“Seni daha iyi yiyebilmek için,” demis kurt.
Bunu söyledikten sonra kurt artik daha fazla kendine engel olamamis ve yorgani bir tarafa atarak yataktan firladigi gibi Kirmizi Baslikil Kiz’i bir lokmada yutuvermis. Sonra da karni doydugu için keyfi yerine gelmis ve uykuya dalmis.
Ama ne var ki kurt çok kötü horluyormus. Evin önünden geçen bir avci onun horultularini duymus. Büyükanne’ye kötü bir sey mi oldu acaba, diyerek kulübeden içeri girmis. Içeri girer girmez de orada neler oldugunu hemen anlamis.
“Aylardir senin pesindeyim pis yaratik,” diye bagirmis avci ve kurdun kafasina elindeki baltanin sapiyla vurmus. Sonra da önce Kirmizi Baslikil Kiz’i, sonra da Büyükanne’yi dikkatle kurtun içinden çikarmis. Ikisi de sapasaglammis.
Büyükanne, Kirmizi Baslikil Kiz’in ona getirdigi çöregi afiyetle yemis. Kirmizi Baslikil Kiz büyükannesine bir daha hiçbir kurdun sözüne kanmayacagina dair söz vermis. Eve dönerken tavsanlarin saklandiklari yerlerden çiktiklarini görmüs. Tavsan Ormani yine eskisi gibi tavsanlarla dolu bir orman haline gelmis.